Krizdeki ekonomilerin derdi hep aynı: Yolsuzluk ve yanlış politikalar

Balıkçıdayız. Fiyatlara bakıyoruz, inanılır gibi değil. Bülent istavriti sordu; “Taze mi?”

“Sabahki balık abi…”

İstavritin kilosu 125 lira… Bülent eşimin kuzeni, onlar da Çanakkale’ye taşındı, İstanbul’daki evlerini kiraya verdiler. “Ver iki kilo” dedi.

Balıkçı, terazide ayar yaparken, “Abi ben bile bu balığı bu fiyata satmaya utanıyorum. Düşün artık” dedi.

İşte böyle bir ortamdayız, satıcı sattığı malın fiyatından utanıyor.

İşin kötüsü fiyatlar daha da artacak.

Malumunuz, geçen hafta Merkez Bankası, yılsonu enflasyon tahminini yüzde 58’e çıkardı. 2024 sonunda yüzde 33, 2025 sonunda yüzde 15 olacakmış.

Yılın ilk 6 ayında enflasyon yüzde 19.8 oldu. Demek ki; yılın ikinci yarısındaki fiyat artışları daha yüksek olacak. Her ay ortalama yüzde 5’in üzerinde enflasyona hazır olalım. Bu daha yüksek dolar ve Euro demek.

Temmuz enflasyonunun yüzde 7 ile 10 arasında olması bekleniyor.

Bu gece motorine 1.07 lira ile bir zam daha gelecek, litresi 37 lirayı bulacak. Böylece seçimden sonraki 2.5 ayda motorine zam oranı yüzde 96 olacak.

Sessiz, garip bir kabullenme içindeyiz.

Kimileri de biraz daha nitelikli, yeni Merkez Bankası başkan yardımcıları ile işlerin düzeleceğini umuyor.

KÖTÜ YÖNETİMLER VE YOLSUZLUKLAR EKONOMİLERİ ÇÖKÜŞE GÖTÜRÜYOR

Kötü yönetimlerle, yolsuzlukla ekonomilerini çöküşe götüren, ciddi ekonomik kriz yaşayan ülkeleri ele alalım, dedim. Yanı başımızdaki Lübnan, ekonomisi bize benzetilen Arjantin, Asya’da turizm cenneti Sri Lanka, serbest piyasa ekonomisi modeli diye gösterilen Mısır ve Pakistan…

Bu ülkeler yanlış kararlarla krize sürüklendi. Enflasyon tırmanırken, dini referanslarla faiz düşürerek enflasyonu azdıran, alım gücünü törpüleyen, para birimini değersizleştiren başka bir ülkeye olduğu gibi…

LÜBNAN TARİHİN GÖRDÜĞÜ EN BÜYÜK KRİZLERDEN BİRİNİ YAŞIYOR

Lübnan mali, siyasi ve sosyal olarak çökmüş durumda… 10 aydır cumhurbaşkanı olmadan otomatik pilotta uçan Lübnan tarihin gördüğü en büyük krizlerden birini yaşıyor.

Ekonomi 2018’den beri yüzde 40 küçüldü. Nüfusun yüzde 80’i yoksulluk sınırının altında, işsizlik çok arttı. Enerji krizi nedeniyle evlere elektrik, istasyonlara akaryakıt verilemiyor. Hastanelerde personel sorunu yaşanıyor. Altyapı durma noktasına geldi. İnsanların güvenini kaybettiği için uygun bir bankacılık sistemi mevcut değil. Kriz başından beri Lübnan Lirasının dolar karşısında değer kaybı yüzde 90 oldu. Para adeta pul oldu, Haziran’da enflasyon yüzde 254, gıda fiyatları Mayıs 2019’dan beri 10 kat arttı.

MEVDUAT SAHİPLERİ BANKALARA SALDIRDI

Döviz rezervlerinin erimesinin önüne geçilmesi için bankalardaki dolar mevduat hesapları da donduruldu. Hizmet sektörüne ve ağırlıklı olarak turizme odaklı ekonominin merkezinde yer alan bankalar halkın mevduatını dondurmuş durumda, mudiler bankaların önünde ateş yakarak taşlı saldırılar gerçekleştirirken, bazı mevduat sahipleri bankaları basarak tasarruflarına ulaşmaya çalışıyor. “Mudilerin Çığlığı” gibi protesto grupları kuruldu.

Devalüasyon nedeniyle mudilerin erişebilecekleri fonların artık orijinal değerlerinin çok altında olduğu belirtiliyor.

Lübnan halkı yolsuzluklara ve batan ekonomiyi kurtarmak için etkili önlem almayan politikacılara karşı çok öfkeli. Beyrut’ta halk ekonomiyi protesto için Merkez Bankası önünde gösteriler yapıyor.

BORÇLARINI ÖDEYEMEDİ, MORATORYUM İLAN ETTİ

Lübnan hükümeti Mart 2020’de ülke tarihinde ilk kez borçlarını ödeyemedi. 15 yıl süren iç savaşta bile borçlarını ödeyen Lübnan, 1.2 milyar dolarlık Eurobond borcunu ödemeyerek, ilk kez moratoryum ilan etti.

Diğer yandan siyasi bir kriz yaşanıyor. Aylardır cumhurbaşkanı seçilemiyor. Haziran ayında yapılan 12’inci oturumda uzlaşma sağlanamadı. Siyasetteki kilitlenme, yeni bir hükümetin kurulamaması acil reformların yasalaşmasını ve Uluslararası Para Fonu ile anlaşma sağlanmasına da engel oluyor. 9 aydır devam eden cumhurbaşkanlığı krizinin çözümü için Eylül ayında gerçekleşecek müzakereler bekleniyor.

Ayrıca, maaşlar ile doların karaborsada gerçek döviz kuru arasındaki büyük fark nedeniyle kamu sektörü muazzam bir stres altında. Dolayısıyla IMF’nin teklif ettiği 3 milyar dolar da Lübnan ekonomisini ayağa kaldırmayabilir.

BİR ZAMANLAR ORTA DOĞU’NUN İSVİÇRE’SİYDİ

Bir zamanlar Orta Doğu’nun İsviçre’si olarak bilinen Lübnan’da belki de her şeyin başlangıcı Ağustos 2020’deki büyük patlamaydı. Beyrut Limanı’ndaki 215 kişinin ölümüne ve milyarlarca dolar hasara neden olan patlamayla birlikte adeta ülke ekonomisi de patladı. Kuşkusuz içten içe süren yapısal sorunlar da vardı.

1975-1990 iç savaşından sonra ardı ardına gelen hükümetlerin hesapsızca borçlanmaları ve harcamaları, etkili mali yönetim gösterememeleri krizin tohumlarını eken başlıca unsur oldu.

2019’da başlayan mali çöküş, bir ülkeyi yeniden inşa etmek için yola çıkan bir avuç seçkinin kötü yönetiminin ülkeyi nasıl raydan çıkardığının öyküsü…

İç savaşta yerle bir olan Beyrut şehir merkezi, kısa sürede uluslararası mimarlar tarafından inşa edilen gökdelenler, gösterişli dekorasyonu ile parlayan lüks oteller ve ödemelerin dolarla yapıldığı gösterişli mağazalarla doldu.

Ancak kısa sürede gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 150’sine ulaşan dağ gibi bir borç yükü için ülkenin taahhüt edebileceği çok az şeyi vardı. Ülkenin turizm gelirleri, dış yardım, finans endüstrisinden elde ettiği kazançlar ve devleti finanse eden Körfez Arap devletlerinin cömertliğinden başka kaynağı yoktu.

En güvenilir dolar kaynaklarından biri, iş bulmak için yurt dışına giden milyonlarca Lübnanlının havaleleriydi. Ancak Ortadoğu’nun çoğu ülkesi kaosa sürüklendiğinden, işçi dövizleri yavaşlamaya başladı.

Diğer yandan güvenilir destekçileri olan Sünni Müslüman Körfez ülkeleri, İran’ın desteklediği Şii inançlı Hizbullah’ın artan nüfuzu üzerine ülkeye yüz çevirmeye başladı.

Lüks yaşamın sonuna gelindi, bütçe ve ödemeler dengesi açığı fırladı. Ancak, finans sektörü yaklaşan krizin farkında değildi, 2016 yılına kadar dolar mevduatına olağanüstü getiriler sunuyorlardı. Bu sayede ekonomiye kısa bir süreliğine de olsa biraz daha dolar aktı.

Bu arada, Lübnan’ın borç ödemeleri bütçe harcamalarının yaklaşık üçte birinden fazlasına yükseldi. Tasarruf gerekiyordu ancak politikacılar 2018 seçimlerinden önce kamu sektörü maaşlarına yüklü bir zam yaptılar.

WHATSAPP ARAMALARINI VERGİLENDİRMEYE KALKTILAR

Ülkede huzursuzluğun kıvılcımının yangına dönüşmesini Ekim 2019’daki WhatsApp aramalarını vergilendirme planı neden oldu. Zenginler lehine çok düşük vergi rejiminin hakim olduğu ortamda yurtdışındaki birçok Lübnanlının yakınlarıyla en yaygın iletişim yolundan vergi alınmaya kalkışılması toplumu ayağa kaldırdı. Ekim 2019’da başlayan gösteriler, hükümetin istifası, Beyrut’taki liman patlaması ve Covid-19 salgını gibi olaylar ülke ekonomisini derinden etkiledi.

Gençlerin katılımıyla kitlesel protestolar patlak verdi. Diğer yandan döviz girişleri kurudu ve dolar kaçışı başladı. Ve sonunda bankalar mevduat sahiplerine kapılarını kapattılar ve hükümet dış borcunda temerrüde düştü.

SRİ LANKA, EŞİ GÖRÜLMEMİŞ EKONOMİK ÇÖKÜŞ YAŞIYOR

Güney Asya’daki 22 milyon nüfuslu ada devleti Sri Lanka da eşi görülmemiş bir ekonomik çöküş yaşıyor. Sri Lanka Başbakanı Ranil Wickremesinghe, geçen yıl Mayıs ayında ülke ekonomisinin tamamen çöktüğünü ve acilen uluslararası desteğe ihtiyaç olduğunu söyledi.

Azalan dış rezervler ve ağır borç yükü, ithalatın durması, kuyruklar, kıtlık ve pahalılık şiddet olaylarına dönüştü.

Geçen yıl Temmuz ayında başkent Kolombo’da binlerce protestocu cumhurbaşkanlığı sarayını bastı. Cumhurbaşkanı Gotabaya Rajapaksa görevi bıraktı ve Maldivlere kaçtı. Rajapaksa ailesi -ağabey, kardeş- son 20 yıldır ülkeyi yönetiyordu.

Pandemi ile sert bir darbe alan adanın turizme dayalı ekonomisi, Ukrayna savaşıyla petrol ve diğer emtiaların fiyatları yükseldiği için iflas etti. Yükselen enflasyon, gıda ve yakıt kıtlığı ve uzun süreli elektrik kesintileriyle ayaklanan Sri Lankalılar için tünelin ucunda ışık henüz görünmüyor.

Ekonominin bu yıl yüzde 2 küçülmesi bekleniyor, geçen yıl yüzde 7.8 rekor daralma olmuştu. Enflasyon yüzde 54’e ulaştı.

SORUNLARIN TEMELİNDE ABİDEN KARDEŞE GEÇEN YÖNETİM, KÖTÜ EKONOMİ YÖNETİMİ YATIYOR

Sri Lanka’nın sorunlarının temelinde, birbirini izleyen hükümetlerin kötü ekonomi yönetimleri tarafından yaratılan ikiz açıklar ve döviz varlıklarının hızla erimesi yatıyor. 81 milyar dolarlık bir ekonomi olan Sri Lanka ara malları, birçok hammaddeyi, sağlık ürünleri ve akaryakıt ithal edemez durumda…

30 yıldır Tamillerle süren iç savaş 2009’da bittikten sonra hükümet yeniden inşaya girişimiyle yol, liman gibi altyapı yatırımları yaptı. Ancak bunun için aşırı borçlanmaya gidildi. Diğer yandan ödemeler dengesi sürekli eksi verdi. Borç toplamı 6.5 milyar doları Çin’e olmak üzere 51 milyar dolara çıktı. Borç döngüsü, gıda alımı gibi temel ihtiyaçların ithalatında kaynak sıkıntısı yarattı.

IMF, bu ülkeye 3 milyar dolarlık kurtarma paketini Mart ayında onayladı. Dünya Bankası da Haziran’da 700 milyon dolar verdi, bankanın 4 milyar dolara kadar borç vermesi bekleniyor. IMF ve Dünya Bankası kredileri şimdiki Cumhurbaşkanı Ranil Wickremesinghe’nin elini biraz olsun rahatlattı.

ARJANTİN; SİYASAL İSTİKRARSIZLIK, YOLSUZLUK, PANDEMİ VE YANLIŞ KARARLAR

Arjantin, ekonomik krizlere, borçlarında temerrüde düşmeye, IMF ile pazarlık masalarına, sermaye kaçışına, banka hesaplarının dondurulmasına, gösterilere, mağaza ve banka şubelerini taşlamaya hiç de yabancı değil. Üç haneli enflasyon, devalüasyon, döviz rezervlerinin tükenmesi, yoksulluk, yolsuzluk, bu ülkenin kaderi adeta…

Yine ekonomiyi çöküşün eşiğine getiren bir kriz yaşıyor. Aşırı dolarize olmuş Arjantin ekonomisi, bildiğimiz nedenlerden dolayı (siyasal istikrarsızlık, yolsuzluk, pandemi, Ukrayna savaşı) bir kez daha krize girdi, her 10 Arjantinliden 4’ü yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

ENFLASYON YÜZDE 116 VE DAHA DA ARTACAK…

Haziran ayında yıllık enflasyon yüzde 116 oldu. Yılsonunda yüzde 130 olacak. Kamu borcunun milli gelire oranı yüzde 85. İşler iyiye gideceğine kötüleşiyor. Arjantin Pesosu son bir yılda yüzde 52 değer kaybetti. Karaborsa döviz kuru iyice coşmuş halde… Fiyat dondurma, sermaye kontrolleri ve çoklu döviz kuru gibi önlemler Peso’yu sakinleştiremedi.

Bu yıl kuraklık da yaşanıyor. Önemli bir tahıl ihracatçısı olan Arjantin’in 19 milyar dolarlık ihracatı da olumsuz yönde etkilenecek. 640 milyar dolarlık ekonomide bu yıl yüzde 1 seviyesinde büyüme bekleniyor. Mart ayında IMF ile 44 milyar dolarlık anlaşma yapıldı. Ekim ayında ise kritik seçimler var.

Arjantin’in sorunlarının temel nedenleri: Kötü yönetim, rüşvete ve yolsuzluğa batan liderler, kötü mali politikalar, aşırı borçlanma, yurtdışına sermaye kaçıran iş dünyası…

MISIR, ÜÇ SERT DEVALÜASYONUN ARDINDAN IMF İLE ANLAŞMA, ÖZELLEŞTİRMELER GELİYOR

Mısır da turizme bağımlı bir ekonomi ve Covid-19 pandemisi ile Ukrayna savaşı sonrası artan gıda ve enerji fiyatları hassas ekonomiye diz çökerten iki sert darbe oldu.

Aralık ayında serbest kur rejimi, özelleştirme, finansal ve mali reformlar vaadiyle IMF’den 3 milyar dolar aldı. Kamu borcunun milli gelire oranı yüzde 90 seviyesinde, geçen yıl ülkeden şimdiye kadarki en büyük sermaye kaçışı oldu. JP Morgan’ın tahmini 11 milyar dolar…

İç borçları 270 milyar dolar, dış borçları ise 145 milyar dolar. Gelecek beş yılda 100 milyar dolar borç ödemesi gerekiyor. İthalat ve döviz işlemlerinde kısıtlamalara rağmen döviz sıkıntısı var.

Geçen yıl Mart’tan bu yana üç büyük devalüasyon yaşandı ve Mısır Lirası yarı yarıya değer kaybetti.

Bu Temmuz’da 97.4 milyar dolarlık yeni bütçe kabul edildi, büyük özelleştirmeler için karar alındı. Yabancı sermaye çekmek hedefiyle bankalardan santrallere ve orduya ait benzin istasyonu zincirine kadar her seçenek gündemde… Büyük enerji santrali Beni Suef’in iki milyar dolara satılması bekleniyor.

Bloomberg’e göre, Körfez sermayesinin de yer aldığı yabancı yatırımcılar, satın almalardan önce Mısır Lirası’nın daha da zayıflamasını bekliyor. Kahire yönetimi ise, yüzde 36 seviyesindeki enflasyonun daha da artmasına neden olacak devalüasyona izin vermiyor.

DÜNYANIN EN BÜYÜK TAHIL İTHALATÇILARINDAN, GIDA SÜBVANSİYONUNA BÜYÜK BÜTÇE

Bütçede gıda sübvansiyonu için 4.1 milyar dolar (geçen yıl 2.9 milyar dolardı) ayrıldı. Dünyanın en büyük tahıl ithalatçılarından biri ve bu yıl 8 milyon tonun üzerinde buğday ithal edecek.

Rusya’nın Karadeniz Tahıl Koridoru anlaşmasını sona erdirmesi bu kanaldan son bir yılda 1.6 milyon ton ile en çok ithalat yapan beşinci ülke olan Mısır’ın işini zorlaştıracak.

105 milyon nüfuslu ülkenin üçte biri yoksulluk sınırında yaşıyor. Mısırlılar, temel gıda maddelerindeki sübvansiyonlar nedeniyle devlete bağımlı haldeler.

Krizin en önemli nedeni: Aşırı borçlanma ve yanlış harcamalar… 2014’ten beri süren Sisi rejimi döneminde büyük projelere fon bulunması için gereğinden çok fazla borç alındı. Ülkenin bir harcama önceliği olmadığı gibi, fonlar sağlık ve eğitim yerine bir avuç seçkin zenginin çıkarına hizmet edecek mega projelere harcandı.

Örneğin toplam maliyeti 50 milyar doları aşan “Yeni İdare Başkenti” projesi fon yetersizliği nedeniyle durdurulmuş durumda… 23 milyar dolarlık hızlı tren hattı da bir başka tartışmalı proje…

PAKİSTAN; ÖDEMELER DENGESİ KRİZİ, HER YERDEN PARA ARIYOR

Ekonomisi uçurumun eşiğinde olan bir başka ülke… Geçen yıl 40 milyar dolar hasara yol açan görülmemiş sel baskınlarıyla başlayan süreç, rekor enflasyon, siyasi ve ekonomik çalkantı ile Pakistan’ı tehlike bölgesine soktu. Artan siyasi belirsizlik, istikrarsızlık, koalisyon hükümetinin kötü yönetimi, yatırımcıların güvenini zayıflatan ve mali durumu baltalayan yolsuzluk, ödemeler dengesi krizi, tükenen döviz rezervleri ve giderek artan dış finansman beklentileri krizin başlıca nedenleri… Pakistan İngiltere’den bağımsızlığını kazandığı 1947’den bu yana en ağır ekonomik krizle karşı karşıya.

Ülke, eski Başbakan İmran Han’ın Mayıs başında tutuklanmasından bu yana huzursuzlukla boğuşuyor. Ekonomi cephesinde en büyük korku ise; temerrüde düşme… Çünkü 125 milyar dolarlık dış borca karşın bu yıl 30 milyar dolar borç ödemesi yaptı ve sürdürüyor.

Geçen yıl ülkenin döviz rezervleri ancak beş haftalık ithalat için yeterli 9.8 milyar dolara kadar düştü. Gelirlerinin yüzde 40’ını faiz ödemelerine harcarken ve ödemeler dengesi krizinin eşiğine gelmiş iken Çin’den ve IMF’den sağlanan krediler imdada yetişti.

‘IMF BİZİ ÇOK ZORLUYOR, KOŞULLAR HAYAL GÜCÜNÜN DE ÖTESİNDE’ İTİRAFI

Bu Haziran sonunda ise çok iyi zamanlama ile önemli bir IMF anlaşması yapıldı. Pakistan ve IMF, 3 milyar dolarlık bir kurtarma paketi üzerinde uzlaşmaya vardı. IMF ile anlaşmak için Merkez Bankası faiz oranlarını yüzde 22’ye yükseltmişti. Ocak ayında da IMF’nin talebi üzerine yüzde 9.6 ile son 20 yılın en sert devalüasyonu yaşanmıştı.

Pakistan, 2019’daki 6.5 milyar dolarlık paketin son dilimi olan 2.5 milyar doları beklerken, yeni bir anlaşma ile 3 milyar dolarlık stand-by, Pakistan Maliye Bakanı İshak Dar’ın “Allah’a şükürler olsun” diyerek gelişmeyi duyurmasına neden oldu.

Başbakan Şahbaz Şerif de memnuniyetini dile getirdi ve bu anlaşmanın döviz rezervini güçlendireceğini ve ülkeyi sürdürülebilir büyüme yoluna sokacağını ifade etti.

Şerif, Şubat ayında yaptığı açıklamada ise, “IMF bizi çok zorluyor. Yerine getirmemiz gereken koşullar hayal gücünün de ötesinde. Ancak ülkenin bunları kabul etmekten başka seçeneği yok” demişti.

274 milyar dolar civarındaki kamu borcunun GSYİH’ya oranı ülkeyi ekonomik şoklara karşı savunmasız bırakan yüzde 90’a ulaşıyor. Ekim ayında yapılacak seçimler de ekonominin geleceği açısından belirleyici olacak.

GEÇEN HAFTA NELER OLDU, BU HAFTA NE OLACAK?

Wall Street yükselmeye devam ediyor. Dow Jones endeksi üç hafta art arda yükselişle kapattı. Cuma günü 176 puan çıkan Dow Jones, haftalık yüzde 0.4 yükseldi. S&P 500’de yükseliş yüzde 0.8, Nasdaq endeksinde yüzde 2.1 oldu. Avrupa borsaları da haftayı yükselişle kapattı.

ABD ekonomisinden olumlu haberler geliyor. İkinci çeyrekte GSYİH yıllık yüzde 2.4 büyüdü. Bu oran önceki çeyrekteki yüzde 2’den ve piyasa beklentisi olan yüzde 1.8’den yüksek.

İşsizlik maaşı başvurusu yapan Amerikalıların sayısı 22 Temmuz’da sona eren haftada son beş ayın en düşüğüne inerken, Haziran ayında kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi de yavaşladı. Bu gelişmeler, geçen hafta başında beklenildiği gibi politika faizinde 25 baz puan artışa giden Merkez Bankası’nın (FED) yılın kalan bölümünde faiz artışı yapmayacağı beklentisini güçlendirdi.

Bu arada Almanya ekonomisi ikinci çeyrekte sıfır büyüme gösterdi. Beklenti yüzde 0.1 büyüme yönündeydi. Önceki iki çeyrek üst üste daralan ve teknik olarak resesyona giren Alman ekonomisi yalpalamayı sürdürüyor. Ayrıca, Almanya’da Temmuz ayında tüketici enflasyonu yüzde 6.2’ye indi.

Avrupa Merkez Bankası da (ECB) hafta içinde 9’uncu kez faiz artırdı. ECB’nin de faiz artırımına ara vermesi bekleniyor.

Bu gelişmeler doların Euro karşısında değer kazanmasına neden oldu. Euro haftanın ikinci yarısında 1.1140 seviyesinden Cuma kapanışta 1.10’a indi.

Petrol beş hafta art arda yükseldi, Batı Teksas petrolünün varili 80, Brent petrolün varili 84 doların üzerine çıktı.

Bu hafta ABD’de tarım dışı istihdam ve fabrika siparişleri verileri açıklanacak. İngiltere, Avustralya ve Brezilya merkez bankaları faiz kararı açıklayacak. Euro bölgesinde ikinci çeyrek büyüme ve enflasyon verileri geliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx